9 Mart 2014 Pazar

Hayatın ritminde

Daha az doğa, daha çok teknoloji

Doğadan uzaklaşıp, sanayileşmenin etkileri evlerimize girdikten sonra, günlük hayatımızın ritmi de dönüşüme uğramış tabi. Şimdilerde baktığımızda; nasıl giyineceğimiz, nasıl besleneceğimiz, hangi arabaya bineceğimiz, nasıl daha "iyi" yaşayacağımız konusunda sürekli olarak yönlendiriliyoruz.

Toplumun bu şekilde yönetilmeye çalışıldığı kabul gören bir gerçek. Bu yönlendirmelerin hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu bazen sorguluyoruz. Bazense sorgulamamıza fırsat vermeden, direkt olarak bilinç altımıza etki edecek şekilde teknolojik düzenlemelere maruz kalıyoruz. Beynimizdeki filtreler ne kadar temizlerse artık... Zamanımızın bu şekilde harcandığı, öz ritmin bu kadar gözardı edildiği bu dünyada, ben bebeğimi nasıl büyütmeliyim, kendi ruhumu nasıl temiz tutmalıyım, bebeğimi koruyayım derken bir ucubeye dönüşür mü, sınırları belirlerken ne kadar abartılı olabilirim, neye hangi ölçüde izin verebilirim, hangi konuda tam diretmeliyim... gibi bir sürü soru üşüşüyor aklıma.

Anda kalmayı bilen çocuklar

   Bebeklere baktığımda kocaman bir dünya görüyorum. Zamansız bir zamanda yaşıyorlar ve yönlendirmelerden kısmen uzak, kesinlikle tekdüze olmayan eğlenceli bir hayatları var. Oğluma baktığımda anın tadını çıkarmayı öğreniyorum ben de. Kuruntu ve endişelerden uzak, ritmi hissedip, kendimi akışa bırakmak için onu gözlemlemek yeterli. Peki tam olarak ne zaman bu ritimden uzaklaşıp, bize fırlatılan mesajların esiri oluyoruz? Bu konu deniz derya bir konu...bir sürü araştırma ve yazı var. Mesajların etkisinden az da olsa sıyrılmanın bir kaç yolu var, bunları kendi hayatımda az çok uygulamaya başlamıştım fakat şu an asıl konum oğlum. Onun, evde ve dışarıda öğrenecekleri, okula başladığında yaratıcılığını yitirerek sistemin içinde kaybolma tehlikesi, televizyondan ve internetten alacakları... kafayı sıyırmadan, çok da abartmadan nasıl dengeli biçimde yol alabilirim şu an bilemiyorum. Zamanla göreceğiz :)

Fizikselden öte ihtiyaçlar

   Bebeklerin fiziksel gelişimleri tabi ki önemli, fakat asıl olarak, sosyal ve kişisel gelişimleri için neler yapıyor nelere dikkat ediyoruz, bunun önemi de yadsınamayacak kadar büyük. Onları nasıl büyüteceğimiz konusunda bir dolu öğreti var, hepsi kendisinin doğru olduğunu iddia ediyor. 20 - 30 sene önceki yaklaşımların hemen hepsi sadece fiziksel gelişime odaklanmış. Veya çoğu anne kendi annesinden öyle öğrenmiş : "bebeğin altı temiz olsun, sırtı pek ve karnı tok olsun her şey tamam!" Gerçekten tamam mı? Değil işte.  Ne kadar güzel ki, bebeğinin sosyal gelişimlerine dikkat eden anne sayısı çok fazla artık. Bende bu konuda daha çok öğrenmeye çalışıyorum. İnternette müthiş bir bilgi akışı ve paylaşım var. Biz gidip bulmasak bile, bilgiler bize geliyor zaten.

Sorumluluk

   Bizler bu somut vücudumuzun ötesinde gerçek ruhlarız, bunu çoğu zaman unutuyor, ruhumuza yatırım yapmıyor, kirlenmeye izin veriyoruz. Bebeklerimiz de öyle işte. Onlar, ağzından yemeyi alan, alttan kaka olarak çıkaran makinemsi varlıklar değiller. Duyguları var ve bizim davranışlarımızın onun duygu ve düşünce kalıpları oluşturmasına etkisi çok büyük. Zihin-ruh-beden üçlüsünün dengesinin ne kadar önemli olduğu artık her yerde vurgulanıyor. O halde kendimiz ve bebeklerimiz ve tüm ailemiz için dikkat etmemiz gerekenler çok farklı artık. Çevremdeki bazı kadınlar, sırf bu işin bu dünyada çok zor olduğunu düşündüklerinden üremeyi akıllarından çıkarıp,hayatlarına çocuksuz devam etmek istiyorlar. Bir yandan da biyolojik saatlerinin çalışmaya devam ettiğini söylüyorlar. Bakalım neler olacak...


 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder