14 Nisan 2014 Pazartesi

Bu televizyonu saklasakta mı izlesek, yasaklasakta mı izlesek, yoksa hepten atsak mı?

Son zamanlarda en sık rastladığım ve beni de tedirgin eden konulardan biri televizyon. Televizyon ruhumuzu ve zihnimizi o kadar kirletiyor ki! Bu konuda kısacık bir araştırma yapmak bile insanı şaşkına çevirebiliyor.


Ben hamileliğimden de önce televizyon ve gazete alanında kendime sınır koymuştum. Özellikle, reklam izlemekten kaçınmakla kalmayıp, çevremdekilerin de izlemesine, hatta dinlemesine engel oluyorum. En başta, tam bir kuru gürültü, acayip derecede kafa şişiriyor, diğer yandan, bilinçaltına gönderilen bir dolu mesaj da daha fazla kirli yük demek. Reklam müziklerini daha dikkatli dinleyip, görsellere daha dikkatli baktığımızda, işin özünü kolayca anlayabiliyoruz.

Diyorlar ki;

“Bu evi almadıkça mutlu olamazsın”,
“Bu arabayı almadıkça iyi bir baba değilsin”,
“Bu üründen yemedikçe zayıflayamazsın”,
“Şişmansan, iğrençsin, bu dünyada yerin yok”,
“Bu ürünlerden giymiyorsan asla sevilebilir olamazsın”,
“Çocuğunun kemikleri gelişsin istiyorsan, bu faydasız üründen bolca yedir, yoksa anneliğinden hayır gelmez”...

Sonuç olarak, o ürünleri almadıkça rahatlayamayan, tatminsiz, sürekli tüketime odaklı kişiler haline gelmemiz çok da zor değil. Kendi özümüzü, bu dünyadaki önemimizi, hiçbirşeysiz fakat özel insan duruşumuzu unutuyoruz.

  • Çoğumuz bunu bildiğimiz halde pek de özen göstermiyoruz. Hadi bizim beyin filtrelerimiz çoğunu eledi diyelim, peki ya çocuklarımız? Onlar bu mesajlardan etkilenmenin ne kadar uzağında durabiliyorlar?

  • Kalitesiz programlar, diziler hatta ana haber bültenleri, bunların hepsinin nesilleri uyutmak için birebir olduğunu biliyoruz, peki ne kadar kaçınıyoruz?


  • Çocuklarımız ve kendimize daha iyisinin sunulması için neler yapıyoruz?

Aslında, çok sağlam tüketenler yığınları olarak ne kadar güçlü olduğumuzu da unutuyoruz. Biz daha iyisini talep edersek, daha iyisi olur! Fakat bir şekilde bize sunulanın zaten en iyisi olduğuna inandırılıyoruz. Özellikle konu gıda ise, iş daha da çıkmazda kalıyor. “Büyük” markaların, gerçekten insan sağlığını düşünerek, tamamen sağlıklı gıdalar ürettiklerini düşünenler olduğuna şahit oluyorum: Reklam ve yansıtılan marka algıları o kadar iyi ki, şu şekilde inanmayı sağlayabiliyorlar:  “X markanın bisküvisi iyidir, bebeğimi büyütür”, “Y marka margarin ise alayım, kalbime iyi gelsin”, “Z markanın pudingi bebeğimin boyunu uzatır”… Halbuki, bu işlevlerin yakınından bile geçmeyen bu gıdaların sağlığa zararlı olduğu kanıtlanmıştır. Gördüğümüz üzere, televizyon sadece ruh ve zihin sağlığımızı değil, dolaylı olarak, beden sağlığımızı da olumsuz etkiliyor. Tabi inanırsak :)

Şu ana kadar gayet açık, anlaşılır ekranlardan bahsettim. Peki ya gizli mesajlar, subliminal mesajlar konusunda ne yapacağız? Bir gün eşim internette gezinirken “25. Kare” yi duyup duymadığımı sordu. “Hani şu “Fight Club” filmindeki gibi mi” dedim. Sonra okumaya başladım, “gizli mesajın” varlığını bilirdim, fakat nasıl ortaya çıktığını, nerelerde, hangi şekilde kullanıldığını öğrendikçe oldukça tedirginlik yaşadım. 25.kare tekniği, hemen her yayında, reklamda, filmde kullanılıyor. En masum dediğimiz çizgi filmlerde bile var. Bu teknik olmasa bile, çizgi filme farklı bir gözle bakıldığında kolayca anlaşılabilen uygunsuz mesajların yoğun bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. Çizgi filmler hiç istemeyeceğimiz şeyler söyleyebiliyorlar:  “ancak ince vücutlu prensesler, güçlü prenslerine kavuşabilirler”, “hayat çok zordur”, “sevme, savaş!”, “iyiler kazanamaz”…vb. Dolayısıyla, günün bebekleri, çocukları için endişeli anneler yığını oluşmuş durumda. Diğer yandan, çok anne tanıyorum ki, kendi algıladığının dışında açık ya da gizli mesaj olabileceğine inanmıyor. Bazı anneler, “günde iki saat çizgi film izlemesinden zarar gelmez” inancı ile bebeklerinin televizyon izlemesine izin veriyorlar. Çok anne, “kendi gözetimi altında” televizyon izlemesine izin vermenin doğru bir hareket olduğunu düşünüyor. Ben artık gerçekten korkarak yaklaşan annelerdenim. Bu kadar fazla hem açık hem gizli mesaj bombardımanı varken, kendi gözetimimden emin olabilir miyim gerçekten?  Hangi birini nasıl ayıklayayım?

Bütün doktorlar, eğitimciler, psikologlar çocukların iki yaşına kadar ekranla tanışmamaları gerektiğini vurguluyorlar. En baştan kendimizi ayarlamalı bence. Hani hamilelik testini yapıp, çizgileri gördüğünüz anda heyecanla yeni bir hayat tarzı oluşturmaya başlıyorsunuz ya. Oturduğunuz koltuğun rahatlığından, alacağınız besinlere, yaptıracağınız testlere, içtiğiniz sigaraya kadar geniş bir yelpazede kararlar veriyorsunuz. İşte diyorum ki,  bu yelpazenin içine televizyonla ilgili bir madde koyalım. Doğumdan sonraki dönem için ise, bebeği karşılamak için düzenlemeler yaparken, evdeki televizyona da ne yapacağınız konusunda hane halkı ile birlikte ortak bir karar alıp uygulayalım. Bebeklerimiz gereksiz mesajlardan ne kadar uzak büyürlerse o kadar sevgi dolu, huzurlu, insancıl, barışçıl olurlar ve bizler de ne kadar uzak durursak o kadar temizlenmeye başlarız diye düşünüyorum. Hem ailemizle birlikte nitelikli zaman geçirmek, birlikte dans, müzik, resim aktiviteleri yapmak, oyun oynamak, açık havada gezmek,  tatlı sohbetler etmek varken zamanımızı televizyona neden verelim ve bir de üstüne istenmeyen çöplere maruz kalalım?

Bu kadın da çok abartmış deyip beni “çok uç” bulabilirsiniz. Herkesin kendi doğruları diyelim...

Sevgiyle kalın...

5 yorum :

  1. 3 yaşından sonra ister istemez televizyon izliyor çocuk maalesef :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İster istemez alışkanlık ediniyorlar di mi. Bu teknolojinin içine doğuyorlar sonuçta. İyi fakat aynı zamanda da sakıncalı taraflara sahip işte...

      Sil
  2. evet maalesef televizyonu tamamen hayatımızdan çıkarmanın tek yolu evden de çıkarmak..bu da gerçekçi olamıyor.
    fakat sınırlar koyabiliriz.
    örneğin fazla reklam veren ve yayınlarını uygun bulmadığım çocuk kanallarını şifreledim,engelledim.
    Ayrıca her akşam 21.30'da tv'yi istisnasız kapatıyoruz.Kızım tv kendiliğinden bu saatte kapanıyor sanıyor.giderek bu saat öne çekilebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi fikir, dilerim uzun süre öyle zanneder:)

      Sil
  3. Kızım 21 aylık oldu ve şu ana kadar direndim. Akşam saat 8de uyur ve o saate kadar televizyon açılmaz. Sonrasında da kendime kalan bu zamanı tv ile harcayamam.( Ama hiç izlemem demiyorum bazı programlarım var benim de) Bloguma, okumaya , eşime vakit ayırmayı tercih ederim.

    YanıtlaSil