10 Mart 2015 Salı

Anneliğin ilk 2 yılının 7 konusu


Anneliğin ilk iki yılının 7 si
Hiç yazmaya vakit bulamadım ve yazmaktan da vazgeçmiştim aslında, ama ara sıra da olsa bir şeyler karalamak iyi gelecek :)
İşte geçen gün birden bire dökülüveren ve Yoga Dergisinde de yayınlanan yazım aşağıda.



ANNELİĞİN İLK 2 YILINA DAİR 7 GEÇEK


Oğlum 2 yaşını geçti, bağımsızlaştı ve ben de gerçekten farklı bir sürece girdiğimi hissediyorum. Geriye dönüp baktığımda ise bebekli hayat konusunda gördüğüm yedi önemli nokta var. Çünkü bebek doğurmak fiziksel doğumdan öte bir şey. Keşke doğumdan önce tüm kadınlara anlatılsa dediğim yedi konu şöyle:

         1-Anneliği doğurmak

Eskiden, kadınlar hamile kalmadan önce, kadınlıkları ile ilgili ruhani yolculuğa çıkarlarmış, meditasyon, bilgi edinme vb. çünkü bebekle birlikte bu ruhumuz bir anne doğuruyor. Teknik değil, anneliği ve o bebeği karşılamak için daha içsel, daha öz bir hazırlıktan bahsediyorum.

Osho, bebek yaptığımız sırada kendi değerimizle, özümüzle ve kendi kadınlığımızla ne kadar bağlantılı isek o kadar yüksek bir ruhu davet ettiğimizi anlatır. Bu durumda, bazı kabilelerde, evlilik öncesi o ilginç ritüellerin yapılıyor olması kulağa çok mantıklı geliyor. Günümüz dünyasında da, kadın farkındalığı ile ilgili atölye çalışmaları her geçen gün artıyor. Bununla ilgili ufak bir dönüşüm geçirmiş biri olarak, bu çalışmaların gerekliliğine çok inanıyorum ve keşke daha fazlasını yapabilmiş olsaydım diyorum. Sevgi ve adanmışlık haline yer açıp, dengeyi nasıl bulacağımız konusuna hazırlanmış olmak ne kadar da önemli.

      2-İyi anne, kötü anne

Biz sadece, anneliğin ne kadar yüce, ne kadar muhteşem bir şey olduğunu duyuyoruz. Evet, muhteşem, fakat onu asıl muhteşem yapan şey, tüm zorlu yanlarına rağmen o koşulsuz sevgiyi içtenlikle sürdürebiliyor olmamız değil mi?

Doğumdan hemen sonra başlayan sorunlar ya da sorular kendimizi suçlamamıza sebep olabilirler. Oysa sorunlar normaldir. Bebeğimizin huyu her gün hatta her an değişim gösterebilir ve onun değişimi karşısında bizim anneliğimiz değişime uğrar. İyi zamanlar ve kötü zamanlar, yanlışlar ve doğrular… Bunların hepsi normaldir. Çocuğumuz büyürken biz de büyürüz. Keşke, anneliğin nasıl güzel bir duygu olduğu yanında, karşılaşabileceğimiz sorunlar ve ruh halleri ile, destek istemenin kötü bir şey olmadığı anlatılıyor olsa.

      3-Biz, bedenimiz ve ruhumuz

Hani, bu hayatta daha mutlu hissetmek için yapılması gerekenlerin listesi var ya; sağlıklı beslenmek, egzersiz, meditasyon, hobi edinme, vb. İşte mutlu bir annelik ve mutlu bebekler için de bunlara ihtiyacımız var.

Yoga, pilates, yüzme, hiç biri olamıyorsa yürümek bile süper gelecektir.  Vücudumuz doğumdan sonra nasıl bir hal alırsa alsın, bizim hala değerli olduğumuz gerçeği bakidir. Doğum kilolarımız hakkında gelen eleştirileri es geçmeli, bizim ne kadar güzel olduğumuzu söyleyen kişilere kulak vermeliyiz.

Bizi biz yapan şeylerden biri de yediklerimiz olduğuna göre, yediklerimiz sadece bedenimize değil ruhumuza da yansıdığına göre, özellikle doğumdan sonraki ilk dönemde, kendimize yemek yapamıyorsak çevreden destek almaktan çekinmemeliyiz.

Kesinlikle ve kesinlikle annelik dışında bir uğraşımız olmalı; gün içerisinde 5 dakika bile olsa bir yapboz ile ilgilenmek, yazı yazmak, kitap okumak, boya yapmak, üretken olmak bize çok ama çok iyi gelecektir. Bu adımları daha hamile iken başlatmak gerekli, çünkü karnımızdaki o bebekler, sadece besinleri değil, bizim zihnimizdeki ve ruhumuzdakileri de yükleniyorlar.

4-Kitaplar, kuramlar

Hamile iken tonlarca kitap okuyanlardan mısınız? Bilgi edinmek güzel fakat asıl dikkat edilmesi gereken şey kendi çocuğunu okumak. Bu kadar değişik karakter, aile yapısı, fizyoloji ve farklı bebek varken, kitapların yazdığı kurallar ve varsayımlar nasıl herkes için geçerli olabilir? Altın kurallar var elbette, fakat bir kitabı sıkı sıkıya takip etmek ve bebeğimiz o kitaba uymuyor diye üzülmek o kadar gereksiz ki! Çünkü o kuramları takip edemiyor olmak bir suç değil, bir anormallik hiç değil. Bebeğimizi iyi okuduğumuz, ona sevgi verdiğimiz ve nazik davrandığımız sürece işler yoluna girecektir. Mesela uyku konusunda bir dolu akım gelip gitmekte, uzmanlar 10 senede bir fikir değiştirmektedir. Oysa, bebeklerimizin nasıl uykuya daldığı herhangi bir kitapla değil, onlarla alakalı bir konu; nasıl istiyorlarsa. İsim yapmış akımları dinlemek yerine, kendimizi, bebeğimizi dinlemek ve biraz da kadim bilgileri takip etmek süper olur. 

5-Her kafadan bir ses…

Daha hastaneden eve geldiğimiz anda başlayan ve çocuk 2 yaşına da gelse bitmeyen eleştiri, tavsiye ve kararlar bazen bizde stres yaratabiliyor. İçlerinde çok değerli olanları da var elbette fakat, yukarıdaki şıkta da değindiğim gibi, her bebek kendine has olduğuna göre o bebek konusunda en uzman, bebeğin ne hissettiğini hisseden kişiler bebeğin anne babasıdır. Anne sütünün yetip yetmediği, bebeğin üşüyüp üşümediği, ne zaman oturduğu, ne zaman yürüdüğü, ne zaman konuştuğu, kirli yerlerde mi süründüğü, suların içine girip oynadığı, uykusunun gelip gelmediği, ne kadar zayıf, ne kadar kilolu, ne kadar uzun olduğu, kendi kendine uyuyup uyumadığı gibi tonlarca ayrıntıda bir dolu soru ve talimat ile karşılaşıyoruz. Doğru cevaplara sahip bir anne için dahi, sırf bu soruların yöneltilmiş olması bile can sıkıcı olabiliyor. İşte bu soruların gelebileceği, tüm bu yönergeleri nasıl karşılamamız gerektiği, yapabileceğimiz araştırmanın ne olduğu keşke hamile iken anlatılsa.


6-Oyun zamanları

Sıkça rastladığım bir durum da, çocuğunu özel oyun merkezlerine götüremeyen, montessori gbi ünlü olmuş uygulamaları çocuğuna yapamayan annelerin kendilerini annelikte eksik hissetmesi. Hâlbuki günlük yaşamın içinde hepsi var; sadece teknolojiden biraz uzaklaşmamız gerekiyor. Çocuğu ile gerçek anlamda oyun oynamayı bilmeyen, çocuğuna sadece oyun oynatan annelere rastlıyorum. İlk yapmamız gereken: uygun materyali çocuğumuza verip onunla ne yapacağı konusunu tamamen ona bırakacağız, kafamızdaki o tuhaf yetişkin bilgilerinden birini bile ona söylemeyeceğiz ve göstermeyeceğiz. İkinci olarak, onunla birlikte oyun oynayacaksak eğer, gerçekten oynayacağız. Yani biz de çocuk ruhumuzu 100% ümüzle ortaya koyacağız. Bizler özgür olmaz, yaratıcılığımıza güvenmez isek, çocuklarımız da kendi yaratıcılıklarına güvenmeyebilirler.


7-Birliktelik ruhu

Avrupa’da birçok şehirde, belediye destekli mekânları ya da yerel grupları görüyoruz. Keşke bizde de olsa dediğim bir konu da bu. Elbette, çeşitli oyun merkezleri ya da anneleri bir araya getiren oluşumlar var fakat ben daha gündelik hayatın içine yerleşmiş bir iletişimden bahsediyorum. Sanal bir facebook grubundan daha öte bir şey. Evimize yürüme mesafesinde olan, her gün gidebileceğimiz, diğer annelerle buluşup sıkıntılarımızı paylaşabileceğimiz, öneri alabileceğimiz, güzel olayları kutlayabileceğimiz, bu sırada da çocukların güvenli bir şekilde oynayabilecekleri neredeyse bedava olan mekanlar. Bu şu an olmuyorsa, mutlaka komşularımızla iletişime geçmeliyiz. Annelik konusunda da birbirimizi iyileştirecek olan yine biz kadınlarız.

Yine başa dönüyoruz: kadınlığını keşfetme ve birliktelik ruhunu güçlendirme.

Huzurlu bir hamilelik geçirmeniz, keyifli bir annelik yaşamanız dileğiyle.


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder